“Kişi nasıl kendi olur?” Konferansı – Doç. Dr. Kasım Küçükalp

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Ana Bilim Dali öğretim üyesi Doç. Dr. Kasım Küçükalp, "Kişi nasıl kendi olur?" adlı bir konferans verdi.

İslami İlimler Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencilerinin katıldığı konferansta Küçükalp, Modern batı düşüncesinin nasıl bir seyir içerisinde geliştiğini ve klasik dünya ile farklılıklarına ilişkin bilgiler verdi. Küçükalp, konuşmasında modern düşüncenin köklerinin 17. yüzyılda olgunlaştığını belirterek, “Bu düşünce tarzını anlamak için tek başına düşüncenin serüveni yeterli olamaz” dedi. Modern düşüncenin temel iki saç ayağı olduğunu ifade den Küçükalp, “Birisi bilim, diğeri ise felsefe bunu da mümkün kılan şey varoluşsal koşullardır. Modern dünyanın kuruluş mantığını, klasik dünyanın farklılıklarıyla birlikte düşünmeye çalışmak gerekir” diye konuştu.

Küçükalp şunları kaydetti:

“Coğrafi keşifler ve haçlı seferleri sonunda doğudan, batıya geçen icatlar artık insanları bir şekilde gözlem anlamında kesinlik fikrine yöneltti. Değerden olguya, öznel dünyadan nesnel dünyaya giden bu süreci dikkate almak gerekir. Coğrafi keşiflerin hemen akabinde Avrupa’da ciddi anlamda sosyolojik bir değişim vuku buldu. Klasik ve pratik yaşam siyasal hayat içinde bir dönüşüm yaşamaya başladı. Bu dönüşüm, yükselen yeni burjuva sınıfının değer kaybetmesi ile alakalı bir dönüşümdür.”

Batı’nın refahı ötekinin kanına bağlıdır

Coğrafi keşiflerden sonra Hollanda ve İngiltere başta olmak üzere diğer Avrupa devletlerinin de dâhil olduğu bir sömürgecilik tarihinin olduğunu söyleyen Küçükalp, “Bugün, Batının refahı ötekinin kanıdır ötekinin canıdır. Bu mantıkla hareket etmeyen oryantalist, kolonyalist, sömürgeci bir Batı düşüncesi söz konusu değildir. Her şeyden önce Batı düşüncesinin ortaya çıkmasında değişen en önemli şey, klasik varlık anlayışının değişmesidir” ifadelerini kullandı.

Konferansında Batı düşüncesindeki kırılmalardan bahseden Küçükalp Batı'nın Felsefe Tarihini yazıldığı 18.-19. yüzyıllarda Avrupa merkezli bir dünya görüşü geliştirmeye çalıştığını, bir yandan Batı bilinci oluştururken diğer yandan Batı dışındaki dünyayı nasıl yönlendireceğine dair bir çabaya giriştiğini anlattı. Önce Klasik varlık anlayışının aşağıdan yukarı, maddeden Tanrıya doğru olduğunu ifade eden konuşmacı, modern düşünce ile ilk yıkılanın klasik varlık anlayışı olduğunu söyledi. Modern felsefede Tanrıdan boşalan yerin sahibi olarak insanın görüldüğünden bahseden Küçükalp, Teizmin yerine Deizmin gelip yerleşeceği fikrinin Batı Felsefesinde hakim olduğundan söz etti. Modern düşünceye göre "Ne dahl-i ilahi ne dahl-i şeytani ne de esrar, herşey matematiğin diliyle çözülecektir." anlayışı ile Tanrıya ihtiyacın kalmadığı fikrinin yerleştiğinden söz eden Hocamız, modern düşüncenin başat faktörlerinden birinin de epistemolojik temelli düşünce biçimi olduğundan bahsetti. Hümanizmin aslında herşeyi beşeri öznenin aklına indirgeyen bir düşünme biçimi olarak tarif eden Küçükalp, protestanlığın neden modern zamanlarda ortaya çıktığını açıkladı. İlk mealcinin Martin Luther olduğundan söz eden Hocamız böylece İncilin toplu tüketim nesnesi haline geldiğini söyleyerek modern düşüncede varlık meselesinin bilgi meselesine dönüştüğü belirtti. Hocamız "Kur'an'a sahip olamazsınız, O'na ait olabilirsiniz" diyerek bir dinler tarihçisinin "Kur'an'ı anlamaya çalıştık, bizde beton etkisi yaptı. sonra anladım ki Kur'an'a usta bir yüzücünün trampenden suya atlaması gibi yaklaşmak gerekiyor" dediğinden söz etti. Hakikatin bilinç nesnesi haline getirilemeyeceğini, insanın insafına bırakılmadığını söyleyerek modern düşünceyi eleştiren Küçükalp, "İlm-Mülk-Varlık Allah'a aittir" dedi. Mealciliği beşeri öznenin ayetlere müdahalesi olarak tanımlayan konuşmacı, "Anlamak için varlığı açmak gerekir. Varlığınızı açmazsanız hakikat size açılmayacaktır" dedi. Konferans İslamcılığın modernleşmesine dair Hocamızın öngörülerinden bahsetmesinin ardından sona erdi.